
Film afişi/ posteri hazırlamak zor bir iş olsa gerek. Uzun metrajlı filmler için konuşmak gerekirse ortalama 90 dakikalık bir filmi tek bir kareyle ifade edebilmek gerçekten hayli emek istiyor. Günümüzde film fragmanları, gazete, tvlerdeki boy boy reklamlar filmin afişini hazırlayanların omuzlarındaki yükü bir hayli hafifletiyor. En azından 30- 40 sene öncesinin zorlu koşulları yok ortada. İstersen beyaz bir arka fona italik, kalın harflerle filmin ismini yaz ve basıma gönder. Bu da bir tercih olabilir şimdilerde. Ne de olsa filmlerde boy gösteren artistleri bir çok insan epeydir tanıyor. Afişte yüzlerini göstermene gerek yok. Ha çok merak ederlerse açar imdb ye bakarlar kimmiş bu adam/kadın diye. Bütün filmografi, biyografi ve fotoğraf albümüne ulaşabilirler aradıkları oyuncunun. Filmin can alıcı sahnelerini afişte kullanmak, günümüzde bile en çok tercih edilen afiş hazırlama teknikleri arasında. Gel gelelim, artık çok da zorunlu bir şey değil. Film vizyona girmeden günler hatta aylar öncesinden fragmanı her yerde yayınlanmaya başlıyor zaten. İnsanlar o filme, bir nevi hazırlıklı gidiyorlar. (Aldatmacalar da olmuyor değil. Hatta aldatmaca olmazsa olmazıdır fragman denen hadisenin.) Ee ne kaldı? Yönetmenin ismi, film şirketinin amblemi/ ismi, filmin gösterime gireceği tarih... Bunları bile yazmaya çok gerek yok. Film vizyona girdiğinde (tabi çok, çok düşük bütçeli bir film değilse) bir çok insanın mutlaka haberi olur kitle iletişim araçları sayesinde. Tabii bu bahsettiğim son derece uç bir fikir ama mantıksız değil.
Ee peki film vizyondan indikten sonra dvd ye kapak olarak bu beyaz plan üzerine kalın, italik harflerle filmin isminin yazdığı afiş bize bir şey ifade edecek mi? Ve ya yıllar sonra "Ya şöyle de bir film vardı" dediğimizde bizim aklımıza yalnızca bu gereksiz, sade, absürd ve niteliksiz afiş mi gelecek? İşte kendi tezimi, bir ölçüde çürüttüğüm bir noktaya parmak basmış bulunuyorum. Ve de bir film afişinin neden bu kadar önemli, üzerinde iyice düşünülmesi gereken bir mesele olduğunun cevabını farkında olmadan veriyorum.


Gene de tezim bütünüyle yanlış değil fakat yetersiz kalıyor. Özellikle bundan bir 30- 40 sene öncesinin kitle iletişim imkanlarını düşündüğümüzde... Az önce bahsettiğim üzere artık filmin sıradan, özensiz bir afişinin olması, şu günlerde, belki filme gitmemize bir engel teşkil etmez veya tek başına, bütünüyle bir önyargı unsuru oluştur(a)maz. Fragmanını izlediğimiz, akşam haberlerinde, günlük gazetelerde ve internette haber portallarında ismini yeterince duyduğumuz bir filme, "yapacak daha iyi bir işimiz yoksa" gitmek isteyeceğiz. Ya da hadi dürüst olalım internetten illegal yollarla indirip seyredeceğiz. Tüketim toplumu olduğumuz gerçeğini, şimdilik bir kenara bırakırsam, izlediğimiz filmi çok fazla beğenmediğimiz veya arşiv kültürümüz olmadığı müddetçe, bilgisayarımızda yabancı bir dosya halinde bile tutmayız. (Sinefil ve film manyaklarını bu genellemenin dışında tutuyorum. Onlar f'ilim' Çin'de bile olsa gidip izleyeceklerdir çünkü.)


Günümüzden bir 40 yıl geriye gittiğimizde, sizin de farkedeceğiniz üzere bir filme afiş hazırlamak ve bunu gerçekten layığıyla yapabilmek filmin bekası için hakikaten önemli bir durumdu. Tüketmeye ,henüz, fazlaca alış(tırıl)mamış, belki de tek eğlencesi oturduğu kentteki sinemaya gelen yeni bir filme gitmek olan biri için filmlerin taşıdığı misyon, şimdikiyle kıyaslanamaz elbette. Bunu birçoğunuz görmüştür. Bahsettiğim kişi, yaşadığı şehirdeki sinemaya aylarca yeni bir film gelmediği için aynı filmi defalarca izleyen, filmin posterine bile ulaşmak bir noktada imkansızken, hele de filmi beğenmişse yıllar sonra bile her karesini, saniye saniye hatırlayacak ve izlediği her filmi naftalinli hatıraları arasına seve seve katacaktır. Hatta belki, filme ilk gittiğinde üzerinde ne renk bir elbise olduğunu, otobüste yanına oturduğu yaşlı teyzenin kokusunu, bilet kesen çalışanın asık suratını, oturduğu koltuğun yırtık tarafını, rengini, rahatsız olup olmadığını, koridora yansıyan ışığı, her şeyi hatırlayacaktır. Gene de, yıllar sonra film hakkında ne düşündüğünü, izleyip izlemediğini sorduğunuzda aklına ilk olarak filmin afişi gelecektir. O afiş filme asıl giriş biletidir çünkü. Onu heyecanlandıran, meraklandıran, ona film hakkında ipuçları veren bir aracıdır ve hakikaten çok çok mühim bir şeydir. Okan Bayülgen bir röportajında "Çocukken sürekli tv izlemek istiyordum. Hiçbir programı kaçırmıyordum, hatta yayın olmaıdğında bile o çıkan dairenin renklerine, yazılarına bakıyordum saatlerce. Şimdi bile sırayla söyleyebilirim hangi renklerin alt alta kullanıldığını" demişti. Benzer bir hissiyat keisnlikle. Ve ağızda bıraktığı tad paha biçilemez. Bunu belki de son olarak '90 larda çocuk olanlar' yaşayabildi. İnternetten sonrası bilgi bombardımanı, hız, görmezden gelinen onca ayrıntı ve unutmak, hatırlayamamak demekti çünkü... Az önce Mehmet Ali Alabora'nın oynadığı reklamda söyleidği gibi "Unutmak: Çağımızın en yaygın hastalığı!" Ya da böyle bir şey diyordu. Bu durum hayatımızın bir çok alanına sirayet etmiş bulunuyor maalesef. "Nerede o eski bayramlar?", "Nerede o eski aşklar?" falan falan... Nerede? Yaşayabileceğin en güzel bayramı çoktan yaşadın belki de. Hayatının aşkıyla karşılaştın çoktan. Gördün, sevdin, ayrıldın, bitti. Yoluna devam etmen gerek çünkü... Durmak yok! Durursan düşersin. İleri, hep ileri! Arkana bakma. Geçmiş pişmanlıktan başka bir şey anlatmaz sana. (Neden acaba? Hakkını vererek yaşayamadığın için olmasın?) İşinden mi kovuldun? Daha iyisini bulursun. Sevgilinden mi ayrıldın? Daha güzelini/ yakışıklısını bulursun. Düşünme geçmişi. Geçmiş geçmişte kaldı. Hatırlama bile. Önemseme! Sadece unut.


Biz gene de unutmayı, üstünkörü yaşamayı ve detaysızlığı boykot ediyor; ilgi ve alakayı hak eden her meseleyi en derin ayrıntısına kadar incelemeyi şiar ediniyoruz. Varsın arkadan koşanlar bir omuz atıp geçsinler bizi. Bulunduğumuz yer güzel, kanımın damarlarımda sakince dolaşması güzel, kalbimin ağrımaması şahane! Ve sinema, hakikaten sevilmeye, ilgiye değer bir sanat... İzlediğiniz hiç bir filmi, kesinlikle, tamamen unutmamanızı öneriyorum. Hepsinden bir parça alabilirseniz, o sakinliğin, dinginliğin verdiği huzuru hissedebilirseniz hayattan , gerçekten, keyif almaya başladığınızı hissedeceksiniz.
Daha dikkatli bakmalı, daha yakından... Önemli olan her şeye.
Bu bağlamda, bir sonraki postta önce 'The Graduate' filminin afişini detaylı olarak inceleyeceğim. Sonrasında da gelmiş geçmiş (bu kalıbı gerçekten hiç sevmiyorum) en başarılı film afişlerini sizlerle paylaşacağım.
Görüşmek üzere. Kendinize iyi bakın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder